SINIRLARINI AŞANLARDA FROGS ON WHEELS

Kendi hayat tarzlarını yaratan  ve bu yolda harika enerjiler yayıp birçok insana yardım eden güzel insanlarla konuştuğumuz  “10 soruda sınırlarını aşanlar” röportaj dizisine sevgili Frogs on wheels olarak tanıdığımız Gökbenle devam ediyoruz. Haydi pozitif enerjiler, keşfetme tutkusu yayılsın:)

Merhaba Gökben, seni biraz tanıyabilir miyiz?

Merhaba, ben ve eşim Nicolas 4 yıldır yatay bisikletle dünyayı geziyoruz. Bisikletlerimiz hiç uçmadı; Fransa’dan Tayland’a pedallayarak geldiler. Belki arada nehirlerde falan biraz yüzmüş olabilirler:) Bu bisikletimden önceki bisikletim 5 yaşındayken kullandığımdı. Yani bisikletçi demiyoruz kendimize. Bisiklet bizim için bir ulaşım ve iletişim aracı.

Hayatımız bu yönde değişmeden önce ben bir şirkette iş geliştirme yöneticisi olarak çalışıyordum. Aslında kimya yüksek mühendisiyim. Eşim Nico ise uçak mühendisiydi ve Ankara’daki bir Fransız firmasında çalışıyordu. Türkiye’ye gelişinin ilk ayında tanıştık. Sonra Türkiye içinde yollara vurduk beraber.

Frogs on Wheels’in nasıl ortaya çıktığını biraz paylaşır mısın?

İsim olarak nasıl ortaya çıktığını anlatayım… İngilizler Fransızları kurbağa bacağı yedikleri için ‘kurbağalar’ olarak anıyor yüzyıllardır. Benimse kendimi bildim bileli takma adım Kermit’tir büyük gözlerim sebebiyle. İkimiz de kurbağa olmuşuz bir şekilde. Ama bunun yanında bizi çok güzel anlatan İngilizce bir atasözü var: ‘If frogs had wheels, they wouldn’t bump their butts’. Türkçe çevirisi: ‘ Eğer kurbağaların tekeri olsaydı, popolarının üstüne toslamazlardı. Anlamı ise: ‘Olmayacak duaya amin denmez.’ Biz kurbağalara teker vererek, olmayacak bir duayı gerçeğe dönüştürüyoruz; bisikletle dünya turu yapıyoruz.


Yola çıkma hikayeniz nasıl başladı? Bisiklete atlamadan önceki son gece nasıl hissediyordun?

Yukarıda dedim ya ‘Türkiye içinde yollara vurduk beraber’ diye; o bizi kesmedi. Nico Türkiye’ye sadece 1 yıllık sözleşmeyle gelmişti ama ilk yılın sonunda 1 yıl daha uzattı ve sonra bir 6 ay daha… Bu 2,5 yıl içinde Türkiye’nin birçok bölgesini gezdikten sonra otostopla Gürcistan’a gittik. Orada yaşadığımız kültür şokuna bayıldık ve daha da fazlasını istedik.

Aynı dönemde Nico evinde Couchsurfing sitesinden yabancıları ağırlıyordu. Bir gün 7 yıldır bisikletiyle yollarda olan İsviçreli Chris geldi ve sayesinde Couchsurfing’in sadece bisikletliler için olan versiyonu Warmshowers’ı duyduk ve bisikletlileri de ağırlamaya başladık. Bisiklet fikri aklımıza böylece yatmış oldu. Birden değil de yavaş yavaş oturdu planlar.

Yatak yüzü gördüğümüz son gecede beklediğim hiçbir hissi yaşamadım. Korkarım, heyecanlanırım, stres yaparım hatta vazgeçerim diye düşünürüm sanıyordum ama tek düşündüğüm ‘Ya çantaları bisiklete yükledikten sonra bir deneseydik keşke’ oldu çünkü dünya turundaki ilk günümüze kadar böyle bir yükle hiç pedallamamıştım:)

Uzun soluklu yolculukların ilişkileri pekiştirdiği söyleniyor. Nicholas’ın yol boyunca yardımcı olduğu 3 şey neler oldu? Senin ona yardımcı olduğun 3 şey neydi?

Hmmm… Pekiştirdiği dönemler de var yıprattığı dönemler de… Yol bazen yorabiliyor insanı… Yorulduğun anda hayatı kolaylaştıran birinin yanı başında olması paha biçilemez. Ailemi, arkadaşlarımı, Türkiye’ye dair her şeyi çok ama çok özlüyorum. Öyle ki şu satırları yazarken bile burnumun direği sızlıyor. Böyle anlarda sarılıp omzunda ağladığımda hasretlik duygumu hafifletme konusunda çok yardımcı oldu Nico. Bu yazıyı bitirdikten sonra da o omza bir uğramam gerekecek sanırım. Bilumum sebepten ötürü çıldırıp oraya buraya özellikle de Nico’ya bağırdığımda sakinliğini tereddütsüz koruyarak beni de sakinleştirmesi diğer bir konu…Diğeri ise Nico’nun tamir edemeyeceği bir şey üretilmedi şu dünyada!

Ben ona nasıl yardımcı oldum? Hmmm zor bir soru. Bir sorup geleyim;)

Fransızlarda aile yapısı denen bir şey yok. Zaten önem de verilmiyor. Nico benim ailemle geçirdiği dönemde bunun aslında ne kadar önemli bir şey olduğunu ve ne kadar büyük bir yer kapladığını gördü. Buna ihtiyacı olduğunu benim ailemle fark etti. Yolda onun hiç tatmadığı aile sevgisini tatmasını sağladım. Çünkü bu bizim balayımız. Bir aile olur olmaz yola düştük ve yolda bunu tecrübe ettik. Çok düzenli bir insanımdır. Neyi nereye koyduğunu hatırlatma konusunda epey yardımım oldu. Sırbistan’dan Çin’e (batı Çin de dahil) kadar Türkçe konuşulduğu için harika bir Türkçe rehber oldum.

Yol aynı zamanda içsel bir yolculuk bu anlamda kendi içinde katettiğin mesafeleri nasıl tanımlarsın? Nasıl bir değişim ve öğrenme süreci yaşadın yolda?


Yol cezbedici olduğu kadar zorlu da; hem fiziksel hem de psikolojik olarak…


Yola çıkmadan önce korkutan şeylerin aslında ne kadar da boşuna beynimi doldurduklarını gördüm. Ailemden uzak olma hüznü ve Nico’yla zaman zaman yaşadığımız tartışmalar haricinde fiziksel ya da psikolojik olarak herhangi bir şeyin beni üzemeyeceği ya da aklımı kurcalayamayacağı şekilde evrimleştim.

Sanırım büyüdüm, çok büyüdüm. Duygu sömürüsü yapmak istemem ama her şovun bir de perde arkası vardır oyuncuları geren… Evin en küçük şımarık çocuğundan eser yok şimdi o perde arkasında yaşananlardan ötürü. Yolun getirdiklerine iyi de kötü de olsa kucak açarak gerekli dersi çıkarıp, yoluma devam etmesini öğrendim.

Çevremdeki gereksiz karmaşaya dur demesini öğrendim. Kırmamak için, ayıp olmasın diye suratımda oluşan yapay gülümsemeyi daha rahat kontrol altında tutuyorum şimdi.

Uzun yıllar önce çok sevdiğim biri ‘Hayır demesini bilmiyorsun’ demişti. Şimdi artık bolca hayır diyebiliyorum.

Daha çok var… Bu soruyla beraber düşüncelere daldım. Sanırım bir yazı dizisi çıkarabiliriz:)

Rotanız nasıl gelişiyor? Hangi ülkeler seni kendine hayran bıraktı? Hangi ülkeler sende soğuk rüzgarlar estirdi?

Rotamıza ülke bazında yola çıkmadan karar vermiştik. Hangi ülkelere gitmek istediğimizi, gidip gidemeyeceğimizi biliyorduk. Ülke içindeki rota günlük olarak değişiyor. Yolda tanıştıklarımız ‘şuraya kesin gidin’ diyorsa ve bizi cezbettiyse rotamızı değiştiriyoruz. Ben en çok İsviçre, Ermenistan, İran, Tacikistan ve Tayland’ı sevdim. Çin bende buz gibi rüzgarlar estirdi. Gerçi yıllardır Çin’de yaşayan birine de söylenmez ama:)

 Yolda en ummadık anda, yok artık dediğin güzel bir durumu bizimle paylaşır mısın?

Karanlığın ortasında çadırımızı kurduğumuz yerden koca tüfekli bir amca tarafından kovulduğumuzda, biraz ötedeki bir eve ‘çadırımızı bahçenize kurabilir miyiz’ diye sorduk. Tek istediğimiz yorgun geçen bir günün ardından birazcık dinlenmekti. Bu insanlar sadece ‘evet’ demekle kalmayıp bize yemek yaptılar, bize aileden biriymiş gibi davrandılar. Hatta çok da hoş bir tesadüf yaşadık. Çek Cumhuriyeti’nden olan bu ailenin en büyük kızı bir sonraki hafta Nico’nun lisesine, Fransa’ya değişim öğrencisi olarak gidecekmiş. Nico epey bilgi paylaştı. Çok gergin olduğumuz bir anda yolculuğumuzun en güzel insanlarıyla tanışmış olduk.

Yıllar boyunca seyahat eden biri olarak, seyahatin anlamı değişti mi? Artık bu şekil seyahatten ziyade şu şekilde seyahat etmekten zevk alıyorum diyo musun?


Seyahat bizim için yaşam şekli.


Yolda göçebe olarak yaşıyoruz. Yolun büyük bir kısmında her yeni sabah yeni bir yere gözlerimizi açtık. Ama son zamanlarda çok hızlı hareket ettiğimiz konusunda karar kıldık. Mesela bir sınırdan bir sınıra ulaştığımızda tereddütsüz diğer ülkeye geçiyorduk. Ya da vize bitince uzatmaya yeltenmiyorduk. Ama son 1 yıldır bundan yorulduk ve bulunduğumuz kültürü yeterince sindiremediğimize kanaat getirdik. O sebeple yavaşlattık ve sevdiğimiz bir aktivite olunca duruyoruz. Mesela ben yoga öğreneyim diye Tayland’ın Koh Phangan adasında 5 hafta kaldık. Nico serbest dalış öğretmeni olmak ve biraz o alanda tecrübe kazanmak istiyor. Bu satırları yazdığım Koh Tao adasında 3-4 ay duracak gibiyiz:)

Standard bir hayatın dışında yaşayan biri olarak edindiğin tecrübelerden bir sürü ders çıkarmışsındır. Kutudan çıkmak isteyenlere vereceğin 3 önerin ne olurdu?


Ileriyi, emekliliği dert edenlere; eğer sen yola çıkabilecek vizyonda birisi isen zaten gelecekte de geçimini sağlamak için gerekli fırsatları yaratabilecek kapasitedesindir.


Bizi yoldan geri bırakan bütün zorluklar, biz onları oraya koyduğumuz için var. Eşikten dışarı tek bir adım yeterli, gerisi çorap söküğü gibi geliyor.

Çok büyük hayaller kurmaya gerek yok! Veya çok derin felsefeler oluşturup da yetersiz hissetmeye… Ya da zorlu hedefler belirlemeye… Ama en önemlisi ‘Yapamam’ demeye gerek yok! Yapıp yapamayacağını bir çık da yol göstersin sana!

Bundan sonra planlarda neler var? Nerelerde göreceğiz sizleri?

Sanırım bir süre daha Tayland’dayız. Nico serbest dalış öğretmeni olurken ben de yoga öğretmeni olacağım. Gerekli sertifikaları almak için bir cennet burası. Ardından da güneye doğru pedallamaya devam… Dünya sandığımızdan büyükmüş:)

Frogs on Wheels‘dan haber almak ve keşif tutkularının sizi de etkisi altına alması için Instagram ve Facebook‘dan Gökben ve Nicolas’ı takibe almayı unutmayın.

2 Comments

While Travelling için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CommentLuv badge