14. Bölüm: Sonunda kendi evime çıkıyorum

Merhaba canlar,

Bir önceki bölümde de bahsettiğim gibi artık kendi evimi tutmuş, yeni okulumu bulmuş ve vizemi de almıştım. Bundan sonra evime taşınmak, işlerimi yürütmek ve huzurlu bir hayat sürmek istiyordum. Peki tek başıma yaşayacağım yeni evim nelere tanık oldu? Burada neler geldi başıma?

EVDE İLK HAFTA

      

Eşyalarımı, tasımı, tarağımı toplayıp kedimi de öğrencilere ve güvenlik görevlilerine çaktırmadan arabaya götürene kadar şekilden şekle girdim. Pudong’tan Puxi’ye ordan da Jing an’ın kuzeyindeki Caoyang Caddesi’ne taşındım. Sonunda Gingerla yeni evimize vardık. Bu kadar kutunun içinde en çok yeri kitaplar kaplamıştı. Yukarıda gördüğünüz gibi Şangay’da da bir kütüphane oluşturmuşum, aferin bana. Taşınırken bunlar sorun, o yüzden artık e-kitaplara yöneldim .

Kapıdan çıkarken de artık gökkuşağı gibi komşularımın yan yana asılmış iç çamaşırları gözüme çarpıyordu. Bazı iç çamaşırlarında cep bile vardı, fena fikir değil aslında hahaha. Hatta karşı komşumla hangi çamaşırın hangi  komşuya ait olduğunu tahmin ettiğimiz komik bir oyun bile bulmuştuk. Dahası bazen bu çamaşırların yanına kurutmak için balık ve et de asıyorlardı, kokuyu siz düşünün…

Banyom mini minnacıktı, yatak odamın tavanı da salondan daha alçaktı ama en azından başımı sokacağım ve kimseyle paylaşmak zorunda olmadığım minnoş bir evim vardı.

   

Birkaç gün sonra bir sabah sanki okyanusun ortasında uyuyormuş hissiyle uyandım. Çarşaflar, yastıklar ıslak gibiydi…hissettiğim rahatsızlığı size anlatamam. Buna rutubet diyoruz. Hemen ev sahibine durumu anlatan bir mesaj attım. Sağolsun ertesi gün ailecek gelip eve baktılar ve adam bana hak verdi (kesin biliyordu evin durumunu ama neyse artık). Çözüm olarak klima değiştirildi. Yetmedi, ev sahibi ve eşi, nem alıcı cihaz ve elektrikli radyatör getirdi. Hiçbirinin parasını da istemediler. Bunlar kısa dönemli çözümlerdi ama Şangay’da bunları kendiliğinden getirecek ev sahibinin de sayısı pek azdır.

ÇİNCE Mİ ŞANGAYCA MI?

Apartmandaki komşularımın çoğu Şangaylı yaşlı anneanneler, dedelerdi. Ben “Nihao” dedikçe onlar “Nohao” diyorlardı. Bunların ikisi de merhaba demek ama ilki Mandarin, ikincisi ise Şangay lehçesi. Bu kelime dışında iki dilin de (gerçi biri dil, biri lehçe) birbiri ile alakası yok. Yaşlı apartman sakinlerinin çocukları Mandarin konuşsa da kendileri iki üç cümleden sonra tekrar Şangay lehçesine dönüyorlardı. Böylece benim Çincemi pratik etme hayallerim kısmi olarak sekteye uğramıştı.

 AÇ MISIN?

Yukarıda bahsettiğim apartman sakini yaşlıların konuştuğu iki üç cümle Mandarin’den biri  “Chi fan la ma?” yani “yemek yedin mi?”sorusuydu. Sabah kapıdan çıkıyorum bu cümle, akşam eve geliyorum bu cümle. Her defasında “Evet, yemek yedim.” cevabını verirken bir yandan da “acaba neden bunu soruyorlar, tek gördüler de benim için endişeleniyorlar mı ?” diye düşünüyordum. Bir gün yine aynı soruyla karşılaştım ama bu sefer yemek yememiştim ve ben de soruya “henüz yemek yemedim” diye cevap verdim. Amca panikle dairesine doğru ilerlerken, bir yandan da beni davet ederek “gel sana hemen bir yemek hazırlayayım, yeriz” dedi. Ben kapımın önünde kalakalmıştım, Çinli bir komşumun bana yemek hazırlayacağı aklımdan geçmezdi. Amcanın arkasından gittim, evde torunu da vardı. Ben hep birlikte yeriz, sohbet ederiz, ya da etmeye çalışırız diye düşünürken amca sofraya tek tabak koydu. Ben ayıp olmasın diye yedim, onlar da seyretti. Biraz ilginç bir tecrübe olsa da komşularına sahip çıkmaları güzel bir durum.

Sonradan öğrendim ki yaşlılar arasında “yemek yedin mi?” sorusu “nasılsın, napıyorsun?” demekmiş, öğrenince baya gülmüştüm. O günden sonra ben de onlara “yemek yedin mi?” diye sormaya başlamıştım ama hiç “yemedim” cevabı veren olmadı.

KARŞI KOMŞUM

Karşı komşum da Lübnanlı, çok kafa bir kızdı. Benim kedim, onun da kocaman bir köpeği vardı. Çin’de büyük köpeklere karşı farklı bir tavır var. Yolda alınmamış bir köpek kakası varsa kesin büyük köpek yapmıştır ya da çok fazla havlama sesi geliyorsa kesin büyük bir köpektir diye şikayetler oluyor. Hatta büyük köpek küçük köpeği yer şeklinde düşünenler bile var. Bütün bunlardan dolayı Lübnanlı kızın kapısına hep polis geliyordu. Neymiş efendim yine komşular şikayet etmiş, kızın köpeği küçük köpeklere agresif davranmışmış. Dünyalar tatlısı bir köpek yahu, ne istiyorsunuz hayvanın cüssesinden.

Bununla birlikte Lübnanlı komşum bir aylığına ülkesine gitmişti. Dönüşünde evde karşılaştığı manzara karşısında taşınma kararı aldı. Bir ay boyunca kapalı olan evde kıyafetleri küflenmişti. Çinli erkek arkadaşının yardımı ile bir hafta sonra evden çıktı. Yerine Afrikalı Amerikalı bir kız geldi. Hala daha Lübnanlı kardeşimle görüşüyoruz ama aslında evden çıkmakla en iyisini yaptı.

EVE HOŞGELDİN PARTİSİ

Yurtdışında insanlar yeni bir eve taşındığında eve ısınma – hoş geldin partisi veriyorlar.  Ben de birkaç hafta sonra arkadaşlarımla da ev maceralarımı taçlandırmak için bir parti verdik.

 

SCOOTER KAZASI

Çin’de kaza geçirmek…scooterımla giderken hop araba çarptı. Bu kazanın detaylarını başka bir yazıda paylaşacağım.

  

Geçirdiğim bu zorlu günlerde ev sahibinin beni uyandırmak istemediği için kapıma meyve asması bile güzel bir jestti. Çinli komşularım, arkadaşlarım, Expat Neighbors’dan komşularım da ziyaretime gelip birşeye ihtiyacım olup olmadığını soruyordu. Bu gibi durumlarda insan komşuluk bağlarının önemini bir kez daha anlıyor.

APARTMANDA DÜĞÜN VAR

Bir gün apartmanın girişinde bir ses, bir olaylar, bağrış çağrış. Neler oluyor diye dışarı çıktığım an damatla karşılaştım. Nasıl bir kalabalık var, herkes damadın arkasından  yukarı çıkıyor. Üst katta düğün varmış.

Ben de onları takip ettim. Davetli değildim ama komşu kontenjanından açık olan kapıdan girdim. Evdeki davetliler bana Şangayca birşeyler söylemeye başladı. Ne dediklerine dair hiçbir fikrim yoktu ama en azından vücut dillerinden hoş karşılandığımı anlıyordum. Damadın annesi ve babası olduğunu anladığım çift bana kırmızı bir zarf uzattı, içinde para vardı haha. Bizde gelin arabasının geçmesi için çocuklara verilen zarflar gibiydi. Bu arada damat da gelinin odasına girmek için türlü testlerden geçiyordu. Bu düğünün de detaylarını ayrı bir yazıda paylaşacağım.

SİTEDEKİ KUAFÖR

Sitenin kuaförünü ilk keşfettiğimde hazine bulmuş gibiydim. İnanılmaz ucuzdu ama saçımı boyatmak istediğimde kahverengiyi bir türlü tutturamadık, ya siyah ya da kızıl yapıyordu. Canı sağolsun en azından bir çok Çince kelime öğrendim.

  

BOZUK YOKSA YARIN VERİRSİN

Sitenin bakkalından da her iki günde bir su ve meyve aldığım için artık onların da komşusu olmuştum. Hatta bir süre sonra yanımda bozuk olmadığı zamanlarda “yarın verirsin” demeye başlamıştı. Çin’i de Türkleştiriyordum ne güzel.

ONLINE KURSLARIM

Alçak tavanlı evde kurs çekmek, klimayı da kapatıp iyice neme maruz kalmak…zor şartlar altında kayıt yaptım ama değdi. Yeni kurslar da yolda.

    

İngilizce Ekonomi kurslarımı indirimli olarak aşağıdaki linklerden alabilirsiniz ya da faydası olacağını bildiğiniz bir arkadaşınıza hediye edebilirsiniz.

10 prensipte Ekonomi (İngilizce) ve Market Güçleri: Arz, Talep ve Denge (İngilizce)

MERHABA CHITOS

Bir sabah su almaya çıkmıştım, deli gibi yağmur yağıyordu. Apartmanın köşesini döndüğüm an yavru bir kedinin ciğerleri patlarcasına bağırdığını duydum.  Sesin geldiği yerde bir sürü mukavva kutu vardı. Kutuları çekince sırılsıklam ıslanmış bu bızdırığı buldum. Tek başınaydı, etrafa baktım ama ne annesi ne de kardeşleri vardı. Yavrucak o kadar ıslanmıştı ki, tir tir titriyordu. Minnoşu kaptığım gibi veterinere götürdüm. Amacım ikinci bir kedi sahiplenmek değildi ama Ginger’ın bu bızdırığı evladı gibi sahiplendiğini görünce ailemiz genişlemiş oldu. Seyahate çıktığımda da minnoşlarıma komşularım bakıyordu. Ginger ve Chitosla ilgili de detaylı bir yazı yazacağım.

 

BU NASIL RUTUBET…

Çok az güneş alan bu evimde bir yıldan fazla oturmuştum. Çoğu zaman odamın duvarlarında ve tavanında oluşan küfleri kapatması için ev sahibinin babasını çağırıyordum. Adam on dakika da gelip ilgili yerlere iki fırça atıp gidiyordu. Özellikle ilkbahar itibariyle benim bacaklarımdaki sızlamalar kendini iyice göstermeye başlamıştı. Bu ağrılar öyle dıştan ya da kas ağrısı gibi de değildi. İçten içe ağrıyordu. Evde nem alıcı cihaz vardı ama ev sahibi bir süre sonra ikinci nem alma cihazını da getirdi. Yetmedi aşağıdaki fotoğraftaki nem alıcı ürünleri de kapıma bıraktılar. Bunların plastik paketlerini açıp evin her köşesine yerleştirdim. Bir haftadan daha kısa sürede her bir paket ağzına kadar dolmuştu. Dolaplardaki elbiselerim, çantalarım küflenmeye başlamıştı. Ayrıca Türkiye dönüşümde evi kaplayan koku da cabasıydı. Yazdan itibaren kattaki yaşlı komşularımın birkaçı artık yürümekte zorluk çekip tekerlekli sandalye kullanıyorlardı. Ne olduğunu sorduğumda da bacaklarını işaret ediyorlardı. Her gün gördüğüm bu tablo benim moralimi de etkilemeye başlamıştı.

Özellikle geçtiğimiz Eylül ayında Şangay’da hava sıcaklığı ve nem rekor seviyelere ulaştı. Hiç unutmuyorum, bir gün dışarıda hava 35 dereceyken ben evde rutubetten korunmak için yünlü içliklerimi giyip, bacaklarıma elektrikli battaniye sarıp, bacaklarımın yanına da elektrikli radyatörü koymuştum. Bir saat sola dön, sağa dön, sonunda kalktığım gibi bilgisayarın başına geçip  rutubetin neden olduğu hastalıkları araştırmaya başladım. Okuduklarım karşısında artık evden taşınmam gerektiğini anlamıştım. Özellikle birçok sağlık sitesi romatizmayı ve çeşitlerini anlatıp, hastalığın tedavisinin çok uzun zaman alacağını ve maliyetinin de çok yüksek olacağını yazıyordu. Para biriktirmek için kaldığım bu yerde sağlığımdan olmanın anlamı yoktu. Şangay’da nemden dolayı girişte/birinci katta hatta ikinci katta bile oturmamak gerekiyor.

Artık Şangay’da ev ya da oda arama maceramın sonuna yaklaşıyoruz, önceki bölümleri kaçıranlar  için TIK TIK

Bir sonraki maceramızda görüşmek üzere!

Şangay’dan sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CommentLuv badge