Truc Lam Tapınağı’nda bana verilen kartın sırrı

Kanadalı İnstagram takipçim Florence’ın Da Lat’ın daracık sokaklarında beni tanıyıp yanıma geldiğini hatırlarsınız…Hikayenin devamı daha da güzel.

Masadan ayrılan Florence, arkadaşı ile buluşmaya giderken ben de Pho’ya (Vietnam’ın ulusal yemeği) dadandım, kahvaltı bulmak için sokak sokak dolaşmışken sıcacık yemeği soğutmaya niyetim yoktu. Noodlelar uzun olunca hüplete hüplete Pho’yu anca bitirip motor kiralayabileceğim açık bir yer olup olmadığını bulmak için arayışa geçtim…şansıma önceki motorsiklet kiraladığım hostelde boşta olan bir motorsiklet varmış. Fiyatı öğrenince “aman iyi ki TET’e (Vietnam’ın yeni yılına) denk gelmişim, herşey 2-3 katı mı pahalı olur mu yahu!” dedirtti. Fiyatı kabullenip anlaştıktan sonra adamlar motorsikleti hazırlamaya başladılar.

PEKİ SONRA…

Hostelin önünde motorun sağını soğunu kontrol ederken ” yine merhaba” diyen Florencela tekrar karşılaştık. Ne mutlu olduk ama hemen beni Amerikalı arkadaşı Elisia ile tanıştırdı. “Nereye gidiyorsun?” diye sorunca dedim “Truc Lam Tapınağı’na gitmek istiyorum ama kaybolmadan bulursam iyidir” deyince Florence “Harika!  Biz de oraya gidiyoruz, ee hadi takıl bize, dün ordaydık adresi biliyoruz.” diyince dünyalar benim oldu.

Atladık motorlara, onlar önde ben arkada…Sürekli haritaya bakma derdi kalmadığından Da lat’ın dar yollarını, insanlarını, binaları, önümüze kıran motorsikletlileri 80km hızla gitsek de gözlemlemek pek keyifliydi…Dar yollar geniş yollara açıldıkça önümüzde ve dibimizde biten motorlardan kurtulup daha rahat sürmeye başladık. Solumuzdaki sık ağaçlıklar yerini ormana, orman yerini müthiş göl manzarasına bırakıp bizi  Truc Lam Tapınağı’nın önüne getirdi. Motorları tapınağın girişine park edip birbirinden farklı bitkilerle donatılmış Truc Lam Tapınağı’nın bahçesinin serin ve huzurlu atmosferinde kendimizi bulduk.

IMG_2730 (1) copy

Florence dün burda olduğundan buradaki kadın keşişlerle tanışmış. Üstüne hemen onların verdiği giysiyi geçiriyor ve başlıyor çay saati için hazırlıklara yardım etmeye. Bir yandan bulaşıklar yıkanıyor bir yandan küçük tatlılar hazırlanıyor. Aradan yarım saat geçince bizi masaya çağırıyorlar.  Çay saati başlıyor…buarada keşişlerin akşam 5’e kadar birşey yemediklerini de böylelikle öğrenmiş oluyoruz.  Çok geçmeden aramıza Hollandalı bir kadın da katılıyor, çaylar çayları kovalıyor, derken Elisia bir anda göz yaşlarına hakim olamıyor ve biz ne olduğunu daha anlayamadan Hollandalı kadın hemen gelip sarılarak Elisia’yı alıp götürüyor.

        IMG_2686 IMG_2685 Da_Lat_40

IMG_2785

OLDU DA BİTTİ MAŞALLAH…

Sohbete biraz ara vermek için ayrılıp yarım saate aşağıdaki bahçedeki beyaz banklarda buluşmak üzere sözleşiyoruz. Neden ağladığını soramasam da Elisia’nın o haline üzülüyorum. Seyahat edince çoğu gezginin mutlu olduğunu düşünürdüm ama kalp kırılmışsa bir defa, tamiri “oldu da bitti maşallah” diye olmuyor tabi…

Da_Lat_25

ASIL SOHBET ŞİMDİ BAŞLIYOR…

Ara verdiğimizde etrafta dolanıp biraz fotoğraf çekmeye çıktım. Geri geldiğimde beyaz bankları çeviren ağaçlardan yükselen kuş sesleri ve güneşin batışının eşlik ettiği harika bir manzara ile bambaşka bir sohbette buluyorum kendimi. Masaya katılan en son benim…kameramı kenara koyup baş keşişle birlikte farklı milliyetten dört yabancı oturup hayat üzerine konuşuyoruz…Şikayet etmiyoruz, sorgulamıyoruz…aksine dinleyip anlamaya, birbirimize yardım etmeye çalıştığımız duru bir sohbete dönüyor bankta birlikte geçirdiğimiz zaman…

thecardBaş keşişe soruyoruz…”ne kadardır buradasın?”…20 yıl diyor…dile kolay…İngilizce’sini bu tapınakta tek başına öğrenmiş ve son derece güzel konuşuyor…Buarada herkesin elinde bir kart…üstünde birşeyler yazılı…baş keşiş elindeki son kartı bana uzatarak “bu da senin” diyor…bakıyorum karta Vietnamca yazılar var…kartı eviriyorum, çeviriyorum…yok…baş aşağı tutup okumaya çalıştığımı da görünce baş keşiş ne anlama geldiğini sonra anlatacağını söylüyor gülümseyerek…

Güneşin son ışıklarını da bize ulaştırması ile Elisia sesi titreyerek soruyor “neden kötü şeyler oluyor hayatta, öğrenmemiz için neden kalbimiz kırılmak zorunda?”…bir sessizlik oluyor…gözlerimi gün batımının sonsuzluğundan ayırmadan konuşmaya başlıyorum…

“Işığın özüne ulaşması için kalbin kırılması, paramparça olması gerekiyor…ancak o zaman…o zaman ışık içeri süzülüp bizi özümüzden kavrayıp, yavaş yavaş yakarak iyileştiriyor…bırak ışık yolunu bulsun…bizi öyle bir farkındalığa ulaştırır ki duyularımız açılır…duvar kalkınca değişim başlar…bunların hiçbiri biz mutluyken olamaz…dersi aldığımızda, kabule geçtiğimizde, başımızı dik tutup yürüme gücünü buluyor olacağız…kolay değil ama yapabilirsin…” güneş ufkun sonsuzluğunda kaybolurken sustum…

Elisia’nın kalbinin titrediğini hissedebiliyordum ama elimden birşey gelmiyordu, sadece çok iyi anlıyordum onu…nedenini bilmiyordum ama hissediyordum…lafımı bitirmemle…göz yaşlarını serbest bıraktı Elisia…

BANA VERİLEN KARTTA NE YAZIYOR?

Keşiş bana dönüp “şimdi anlıyorum ki bu kart seni beklemiş..” diyerek üstünde yazanları okudu:

Kimseye tabi olmamalısın…zorluklardan bilge ve özgür bir ruh olarak çıktın… bu farkındalıktakiler kin tutamaz…büyük bir amacın var…onu hayata geçirene kadar bağlanamazsın, duramazsın…

Bunları duyunca şaşırmamak elde değil…Hollandalı kadın da şaşkınlığını dile getirerek “bir kart bu kadar net oturabilir…görüyorum ki kalbin kırılmış ama bunları hissederek söyleyebilmek bilgelik gerektirir…ben bile bu yaşımda bunların arayışındayım…ağzım açık seni dinledim” dedi… Neyi nasıl dediğimi bilmiyorum ama o anı, dudaklarımdan dökülen kelimeleri unutmam mümkün değil…ilk defa sesli olarak bu konuda düşündüklerimi dile getirmiştim…belki de birinin bu kadar basit isyanı beni itmişti beni konuşmaya…bilmiyorum…

Uzunca bir sessizlik oldu…gün batımı ve renkleri bizi aldı götürdü ve sonra baş keşişin sesi ile geri geldik…”ayin başlayacak birazdan, katılmak isteyen hazırlansın.” demesiyle hareketlenip kameramı elime alınca ilk yakaladığım gün batımı karesi…konuşmalarımızın arasına kamerayı sokmak istemedim…o kadar içten ve o kadar özel anlardı ki…bazen insan o anı sadece hafızasına kaydetmek ister…

Da_Lat_16

Kızlar ayine katılırken ben de etrafın fotoğrafını çekip ayini uzaktan seyrettim..Simdi sizi daha önce çekmiş olduğum fotoğraflara ve ayin zamanına götüreceğim…

Truc lam Tapınağı’ndaki keşişlerden bir kaçı ile selamlaşırken…acayip sıcak kanlılar…

Da_Lat_30

Da_Lat_27

Florence ayin için hazırlanırken…

Da_Lat_22

Tapınağın bahçesi harika bitkilerle donatılmış…

Da_Lat_20

Tapınaktaki keşişlerin kaldığı binalardan biri..

Da_Lat_21

Keşişlerin kaldığı odalardan bazıları…

Da_Lat_13  Da_Lat_11

Da_Lat_23

Tapınak bir sürü binadan oluşmakta ve aşağıdaki gibi kubbeli binalara farklı budalar yerleştirilmiş…

Da_Lat_6

Farklı binalardaki budalar…

Da_Lat_18

Da_Lat_1

Ve ayin başlar…tapınaktaki bütün turistler gün batımını takiben ayrılmak durumunda ama biz özel izinle birkaç saat daha kalabildik. Florence ve Elisia ayindeler ben de dışardan olup biteni seyrediyorum…kadın ve erkek keşişler ayrılırlar…erkekler turuncu ve kadınlar gri kıyafetleri ile sıra halinde dizilirler…

Da_Lat_15

Erkekler önde kadınlar arkada…

Da_Lat_14

Da_Lat_2

Ayin çıkışı ayine katılanlar hatıra fotoğrafı çektirirken…

Da_Lat_10

Ayin biter, hava kararır ve biz yola koyuluruz. Vietnam’da karanlıkta motor kullanma tecrübesini de edinip kazasız belasız kızların hosteline varırız. Yorgunluktan başımız döne döne biraz daha kalıp sohbet ederiz ve ertesi gün başka şehirlere doğru yol alacağımızı bilsek de yolun bizi biraraya getirmesinin şerefine sarılarak ayrılırız.

                  Da_Lat_3 Da_Lat_4 Da_Lat_5

Siz canlara mesajım:  Seyahat edin, “yalnızım, ne yapar ne ederim!” diye çok da dert etmeyin, hatta yola yalnız çıkın çünkü yol sizi tanışmanız gereken insanlarla zaten bir araya getirecek…

Bir sonraki hikayede görüşmek üzere ama gitmeden facebook, instagram, youtube‘dan yolculuğumu takibe almayı unutmayın canlar.

Kocaman sevgiler,

Evrim

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CommentLuv badge