Sınırlarını Aşanlarda Yolda bi’Blog’tan Asya ve Umut

Kendi hayat tarzlarını yaratan ve bu yolda harika enerjiler yayıp birçok insana ilham veren güzel insanlarla konuştuğumuz “10 soruda sınırlarını aşanlar” röportaj dizisine Yolda bi’Blog‘tan tanıdığımız Asya ve Umut çifti  ile devam ediyoruz.

Merhaba Asya ve Umut, sizleri biraz tanıyabilir miyiz?

Merhaba Evrim. Biz son 8-9 yılını gezmeye ve keşfetmeye çalışarak geçirmiş, 3 yıl önce de yüksek lisans için Almanya’ya taşınmış 28 yaşında iki insanız. ☺ 4 yıl önce tanıştık, o zamandan beri birlikte geziyoruz. Yaklaşık 9 ay önce Frankfurt’tan Münih’e taşındık ve burada çalışmaya başladık. Aynı zamanda kendi halinde bir ‘Yolda bi Blog’umuz var.

Yolda bi’Blog nasıl ortaya çıktı?

Yüksek lisans için Frankfurt’a taşındığımızda önümüzde bize yardımcı olabilecek pek kimse yoktu. Her şeyi kendi kendimize hallettik, o arada yol yordam bilmediğimiz için bazı işlerimiz sarpa sardı, bazıları kolayca halloldu. Bu dönemde hep ‘acaba biz mi anlatsak’ diye düşünüyorduk. Sonuçta anlatacak bol bol malzememiz ve hatamız vardı☺  Bir yandan gezilerimizi de yazmak istiyorduk. Frankfurt’ta ikinci yılımızda blogumuzu açtık ve geriye dönük yazmaya başladık, artık blog günümüze yetişti, zamanımız oldukça yazıyoruz.

Sizleri Almanya’yada yeni bir hayat kurarken tanıdık. Almanya’da yaşamaya nasıl karar verdiniz? Orda neler yapıyorsunuz?

Birimiz hukukçu, birimiz mimar. İstanbul’da sevdiğimiz işlerimiz ve birlikte zaman geçirmekten keyif aldığımız bir sosyal çevremiz vardı, fakat yüksek lisans da hep kafamızın bir ucundaydı. Bir gece oturduk ve ‘evet biz bu işe girişiyoruz’ dedik. Kısa bir sure sonra yüksek lisans için başvuru yapmaya başladık. Hollanda, Almanya ve İrlanda’da aynı şehirlerde başvurduğumuz okullar kabul etti. Bu üç seçenek arasından açıkçası ülke değil de okula göre karar verdik. Frankfurt’ta ikimizin de yüksek lisans yaptığı okullar kendi alanında başarılı okullardı. Bu kararla birlikte Almanya serüveni başlamış oldu. 2 sene sonra yüksek lisansı bitirip döneriz diye düşünmüştük ama biraz daha yaşayıp çalışmaya karar verdik. Şu an Münih’te çalışıyoruz.

Yurtdışında yaşayan kişiler yeni bir hayat kurduğundan konfor alanında karşılaşılmayan pek çok zorluk oluyor. Almanya’da sizleri güçlendiren bir tecrübeden bahseder misiniz?

Aslında tek bir tecrübe değil ama ait olmadığımız / yabancı bir ülkede üçüncü yılımızı doldurmak üzere olmak bizi çok değiştirdi ve aynı zamanda güçlendirdi diyebiliriz. Kendi ülkemizde çok basit olan ve asla günlük hayatımızda problem olmayacak şeyler için, yabancısı olduğunuz bir ülkede saç baş yolduğunuz dönemler oluyor.

Örneğin bürokratik işler, oturum izni sıkıntıları, ev bulmak derdi, az da olsa hala yolda karşılaştığınız ırkçı insanlar, yaşadığınız ülkenin dilini akıcı konuşamamak, iş hayatında kendi dilinizi konuşamamak, sürekli ailenizden ve arkadaşlarınızdan uzak olmak…Bunlar belki tek başına sizi yıpratacak şeyler değil ama tekrarlandığı zaman çok yorucu olabiliyor. Neyse ki artık alıştık ve Türkiye’ye döndüğümüzde her şey bize çok kolay gelecek diye düşünüyoruz ☺

Şu anki farkındalığınızla yurtdışında yaşamaya gitmeden önce neleri farklı yapardınız? ya da nelere daha çok dikkat ederdiniz?


…daha az tüketirdik diye düşünüyoruz…


Galiba ülkedeki yabancılara daha iyi davranırdık, daha çok empati yapardık ☺ Onun haricinde daha az tüketirdik diye düşünüyoruz… Belki bu yazdığımıza alınacaklar olabilir ama biz bir üçüncü dünya ülkesiyiz. Üretmeden tüketmek huyumuz var, ‘ye kürküm ye’ durumu var. Bu açıdan biraz çocuk toplumuz…

Almanya’da bunun tam tersi bir durum var. Üretim toplumu olmasına rağmen, tüketim çok az, sadece ihtiyaç kadar. Bu insana çok değişik bir huzur veriyor. Biz de zamanla Almanlar gibi yaşamaya, daha çok üretmeye ve daha az tüketmeye başladık. Şimdi bu yeni huyumuzdan çok mutluyuz. Türkiye’deki hayatımızda da böyle yaşamış olmayı isterdik açıkçası.

Yurtdışında yaşam aynı zamanda içsel bir yolculuk bu anlamda kendi içinde katettiğin mesafeleri nasıl tanımlarsın? Nasıl bir değişim ve öğrenme süreci yaşadın Almanya’da?


Öncelikle yabancı bir ülkede iki kişi olmayı öğrendik. Sonraki ve en büyük değişimimiz ise sadeleşmek oldu


Çok haklısın, gerçekten çok içsel bir yolculuk. Öncelikle yabancı bir ülkede iki kişi olmayı öğrendik. Buraya taşınmadan önce İstanbul’da çok sosyal bir hayatımız, bol bol arkadaşımız vardı. Taşındıktan sonra haliyle iki kişi kaldık. Bazen tartıştığımızda, birbirimizi yine birbirimize anlattığımız oldu çünkü etrafımızda anlatacak pek başka kimse yoktu ☺ Sonra zaman geçtikçe hem eskisi kadar sosyal yaşamamaya alıştık, hem de yeni arkadaşlarımız oldu.

Sonraki ve en büyük değişimimiz ise sadeleşmek oldu. Hem içten hem de dıştan sadeleştik. Az önce de söylediğimiz gibi Münih’te çok sade bir hayatımız var, burada ‘sade hayat’, ‘eksik hayat’ sayılmıyor diyebiliriz rahatlıkla. Münih’e taşındıktan sonra gereksiz bütün eşyalarımızdan kurtulduk ve sahip olduğumuz tüm eşyalar şuan toplamda 4 büyük boy valiza sığabiliyor. İçten de sadeleştik. Bol bol doğada yürüyüşler yapmaya, dağlarda zaman geçirmeye, ekran karşısında daha az zaman geçirip daha çok kitap okumaya ve kendimize daha çok zaman ayırmaya başladık. Bu bize iyi geldi. İç huzur çok başka bir şeymiş ☺ Bu yazdıklarımızdan kulağa Münih ‘wonderland’ gibi bir yermiş izlenimi çıkmasın, tabiiki bu şehrin de sorunlu tarafları var ama burada bahsettiğimiz ‘bize iyi gelen’ yanları.

Bir yandan da seyahat ediyorsunuz. Şimdiye kadar hangi ülkeler sizleri kendinize hayran bıraktı? Hangi ülkeler sizde soğuk rüzgarlar estirdi?

Şu ana kadar en çok Küba’dan etkilendik. Geçen sene gittiğimiz Bali ve bu sene gittiğimiz Filipinler de en sevdiğimiz yerler oldu. Isınamadığımız üç ülke ise Çek Cumhuriyeti, Rusya ve Sırbistan oldu. Özellikle Sırbistan’dan hiç hoşlanmadık desek yeridir.

Bütün bu seyahatlerinizden sonra seyahatin anlamı değişti mi? Artık bu şekil seyahatten ziyade şu şekilde seyahat etmekten zevk alıyorum diyor musunuz?

Seyahatin anlamı tam olarak değişmedi aslında fakat gezme biçimlerimiz değişti, bir de gideceğimiz yerler konusunda daha seçici olduk. Bunda artık iş hayatında olduğumamızın ve yıllık izinlerimizin sınırlı olmasının da rolü tabiiki büyük. ☺ Artık gezeceğimiz ülkeleri, gitmeden önce daha çok araştırıyoruz ama hep bir ‘plandan sapma’ payı bırakıyoruz. Ve daha ucuza geziyoruz. Hala sırt çantalı diyemeyiz kendimize, sonuçta nereye gideceğimizi biliyoruz, ama sırt çantalı gezgine daha yakınız artık diyebiliriz.

Şimdi nerelerdesiniz ve yeni seyahat planlarınızdan bahsedelim.

Filipinler’den döndük, Münih’te iş hayatına adapte olmaya çalışıyoruz şu an. Mart ayında İzlanda’ya gideceğiz. Çok uzun süredir gitmek istediğimiz bir ülkeydi. Şu an harıl harıl dersimizi çalışıyoruz ☺

Standard bir hayatın dışında yaşayan bir çift olarak edindiğiniz tecrübelerden bir sürü ders çıkarmışsınızdır. Kutudan çıkmak isteyenlere vereceğiniz 3 öneri ne olurdu?

Üç tane değil aslında ama bir tane büyük önerimiz var galiba. Önerimiz daha çok yaşam alanında mutlu olmayanlar ve bir arayışta olanlarlar için.

  • Biraz kararlılık,
  • biraz inatçılık ve
  • bol araştırmayla insanın yaşam alanını değiştirmesi ve bir başka yere adapte olması çok kolay.

Yeni yerinizde mutlaka sizin gibi insanlar olacaktır, kimse yalnız kalmıyor en nihayetinde ☺ Başka bir ülkeye taşınmak için de çok para yahut çok tecrübe şart değil, yukarıda saydığımız üç şey yeterli olacaktır. Yani tünelin sonunda ışık var ☺  Herkese Münih’ten sevgiler.

Yolda bi’Blog‘un kurucuları Asya ve Umut’u instagram ve facebook‘tan da takibe almayı unutmayın.

Bir sonraki sınırlarını aşanlarda görüşmek üzere

Sevgiler

Evrim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CommentLuv badge