SINIRLARINI AŞANLARDA DİDEM MOLLAOĞLU

Kendi hayat tarzlarını yaratan ve bu yolda harika enerjiler yayıp birçok insana ilham veren güzel insanlarla konuştuğumuz “10 soruda sınırlarını aşanlar” röportaj dizisine GeziZone‘dan tanıdığımız son derece candan ve samimi Didem Mollaoğlu  ile devam ediyoruz. Didem’le geçen sene Tayvan’da buluştuk ve yola çıkma hikayesini, yolda yaşadığı ilginç anları birebir kendisinden dinlemek çok keyifliydi. Sohbet sohbeti açtı derken bir bakmaşız biz Taipei’i pek gezememişiz:) Şimdi isterim ki siz de bu güzel canı tanıyın ve keşfetme tutkusu sizi de etkisi altına alsın:)

Merhaba Didem, seni biraz tanıyabilir miyiz?

1978 doğumlu, baba tarafından Hataylı, anne tarafından Konya Ereğlili, Samsun doğumlu, Kdz.Ereğli’de büyümüş, üniversiteyi Ankara’da okumuş, 15 yıl İstanbul’da Halkla İlişkiler sektöründe çalışmış eski bir beyaz yakalıyım.

Yolu konuşmadan önce en çok merak ettiğim konu seyahatten döndükten sonra uyum sağlama sürecin nasıl oldu? Garip gelen şeyler? Bunlarsız nasıl yaşamışım dediğin şeyler?


Yolculuk bana sadeliği ve azla yetinmeyi öğrettiği için ihtiyacım olmayan hiçbir şey almıyorum.


İlk olarak İstanbul’a geldigimde epey bir şok yaşadığımı söyleyebilirim. Çünkü 1.5 yıllık süreçte çok daha kalabalık, çok daha stresli bir şehre dönüşmüş. İstanbul’da bir kaç gün kalıp ailemin yanına İzmir Seferihisar’a geçtim. Açıkçası ailemin yaşadığı yer sessiz ve sakin olduğu için uyum sağlama sürecim çok daha kolay oldu. Ancak döndüğümde hiçbir şeyin değişmediğini, daha da kötü olduğunu, insanların mutsuzluğunu, birbirine saygısızlığını görünce epey hayal kırıklığı yaşadım. Belki hep böyleydi ama yolculukta deneyimlediğin şeylerle bakış açın da değişiyor dolayısıyla döndüğünde bu değişimi çevrende de bekliyorsun. Olmadığını görünce bu bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Diğeri de Asya ve Okyanusya’da insanlar çok güler yüzlü. Özellikle Asya’da tanımasanız da birbirine gülümsemek, bir “Merhaba” demek önemli. O yüzden ben de yolda edindiğim bu alışkanlığı Türkiye’de de devam ettirmeye çalışıyorum. İnsanlar garipsiyor, hatta tuhaf tuhaf da bakıyor ama ben inadına gülümseyerek “Merhaba” diyorum.

Döndüğümden beri sırt çantamı boşaltmadım. Eski kıyafetlerimi giyiyorum. Yolculuğum boyunca giydigim trekking botum var bir de. Yolculuk bana sadeliği ve azla yetinmeyi öğrettiği icin ihtiyacım olmayan hiçbir şey almıyorum. Ancak şunu söylemeliyim, Türkiye’de yaşamak, seyahat etmekten çok daha pahalı. En garip gelen şeylerden birisi de bu benim icin.

Şimdi başa alalım. Seni yola çıkaran olaylar silsilesi nasıl gelişti?


Denize girmek istiyordum ama su soğuk olduğu için cesaret edemiyordum ve evren arkamdan itti.


Evet tam bir olaylar silsilesi ☺ Seyahat etmeyi hep çok sevdim. Çalıştığım dönemde de sene başından tüm resmi tatilleri ve yıllık izinlerimi birleştirip seyahatlerimi 1 yıl öncesinden planlardım. Ama asıl hayalim tası tarağı toplayıp uzun süreli seyahat etmekti. İş yerinde çok mutsuzdum ama bir çok insan gibi bir şey yapmayıp sadece şikayet ediyordum. Sonra bir gün işe gittiğimde artık yapamayacağıma karar verdim. Her hangi bir birikimim de yoktu. Yakın arkadaşlarıma para biriktirdikten sonra istifa edeceğimi ve seyahate çıkacağımı söyledim. Bunu söyledikten 5 saat sonar işten çıkarıldım ☺ Hic bir dileğim bu kadar cabuk olmamıştı. Ama tahmin ettiğimden de zor oldu yola çıkmak.

Yaklaşık 4 ay ne yapacağımı bilemeden dolandım. Ailemi, arkadaşlarımı, 7 senedir kirada oturduğum evimi, yeni aldığım eşyalarımı, kedim Cadı’yı, kendi ellerimle çizdiğim 8 kişilik yemek masamı bırakamadım. Derken bir gün çok sevdiğim ev sahibim aradı ve evi satışa çıkaracaklarını söyledi. Ben de o gün tüm eşyalarımı satıp yola çıkmaya karar verdim. Kedim Cadı’yı da bir arkadaşıma emanet ettim ve tek yön biletimi alıp Nepal’e doğru yolculuğuma başladım. Bu yaşadığım süreci şöyle özetliyorum: Denize girmek istiyordum ama su soğuk olduğu için cesaret edemiyordum ve evren arkamdan itti. ☺

Asya ve Okyanusya seyahatine çıkmadan önce daha önce tek başına yola çıkmış mıydın? Uzun seyahatlerde tek başına olmanın getirdiği avantajlar ve dezavantajlar neler?

Evet tek başıma yaptığım kısa seyahatlerim vardı ama ilk defa böylesine uzun seyahate yalnız çıktım.

Avantajları:

  • tamamen özgür olmak,
  • istediğini yapmak,
  • daha cok insanla tanışmak,
  • kendini daha iyi tanımak,
  • sınırlarını veya sınırsızlığını görmek diyebilirim.

Dezavantajları:

  • Yolculuğun tüm yükü sizin üzerinizde, bu yükü payaşabileceğiniz biri yok.
  • Hastaladığınızda veya başınıza kötü bir şey geldiginde tek başına tüm bunların üstesinden gelmek psikolojik olarak biraz zorlayıcı.
  • Güvenlik konusunda da biriyle beraber seyahat ettiğinizde birbirinizi kolluyorsunuz.

Ama bence tek başına seyahat etmenin dezavantajlarından cok avantajları daha ağır basıyor.

Yol aynı zamanda içsel bir yolculuk bu anlamda kendi içinde katettiğin mesafeleri nasıl tanımlarsın? Nasıl bir değişim ve öğrenme süreci yaşadın yolda?


Yol size esnek olmayı, akışa bırakmayı öğretiyor…kısaca kontrol sende değil bende diyor.


Yazsam kitap olur ☺ Bu tabi ki de herkese göre değişir ama benim yolculuğum ruhsal olarak çok zor ve hırpalayıcı oldu. Kendimle yüzleşmem, en kuytu köşelerime girmeye cesaret etmem benim icin bu yolculuğun en zor kısmıydı. Eskiden cok da esnek olmayan, mükemmeliyetçi, aşırı planlı, kontrolcü biriydim ama yol size esnek olmayı, akışa bırakmayı öğretiyor…kısaca kontrol sende değil bende diyor. Tabi başlarda bunu kabul etmek epey zorlayıcı oldu benim icin. Ama yolculuk kafama vura vura öğretti. Kendi içimdeki gücü görmemi sağladı en önemlisi. Korkularımın ne kadar da yersiz olduğunu bana gösterdi. Şimdi kendimi hatalarımla, sevaplarımla sevebiliyorum. Yol, bende bu değişimi sağladı ve bunun ömür boyu sürecek bir yolculuk olduğunu gösterdi.

Rotan nasıldı? Hangi ülkeler seni kendine hayran bıraktı? Hangi ülkeler sende soğuk rüzgarlar estirdi?

Yola çıkarken bir rotam yoktu. Özellikle bir rota yapmadım, plansız cıktım yola ve rotam yolda şekillendi. Nepal’den sonra sırasıyla Hindistan, Sri Lanka, Malezya, Tayland, Myanmar, Kamboçya, Laos, Vietnam, Japonya, Tayvan, Filipinler, Singapur,Endonezya ve Avusturalya.

En beğendiklerim Nepal, Myanmar, Vietnam ve Endonezya oldu.

Malezya ve Singapur’la pek yıldızım barışmadı.

Yolda en ummadık anda, yok artık dediğin güzel bir durumu bizimle paylaşır mısın?

Myanmar’da Altın Kaya’yı görmeye gitmiştim ve akşam Yangon’a dönmeyi planlıyordum. Yolda tanıştığım Myanmarlı bir aile akşam son otobüse yetişemeyeceğimi, onlarla birlikte tapınakta kalabileceğimi söyledi. Ben de peşlerine takıldım. Ancak sonradan öğrendik ki tapınakta yabancıların kalmalarına izin vermiyorlarmış. Etraftaki oteller de 100 Dolardan başlayınca otostopla geri dönmeye karar verdim ama önce köye inmem lazımdı. İlerde bir kamyon görüp, ayağımda terliklerle koşmaya başladım. Neyse ki kamyon az ilerde durdu ama beni almadılar. Ardından kamyonun önünde bir jeep gidiyordu. Tüm hızımla koşmaya başladım ama pek yetişme ihtimalim yoktu.

Derken jeepin önüne biri çıkınca, durmak zorunda kaldılar ben de tüm gücümle jeepi durdurmak için arkadan vurdum ve jeepi durdurmayı başardım. Yangon dedim ama baktım içerisi dolu. Şöför arkada oturan bir kişiyi, beni almayan kamyona gönderdi. Kimse İngilizce konuşmuyor ama herkes gülüyordu. Bana yemek verdiler. Myanmar gibi fakir bir ülkede son model bir jeepin içindeydim. Adam belli ki önemli biriydi ama İngilizce konuşamadıkları için soramıyordum. Yoldaki tüm görevliler adama selam veriyordu.

Bir süre sonra durduk ve yanıma İngilizce konuşabilen biri geldi ve ‘Merak etme seni Yangon’a götürecegiz. Ama önce patronumuz arabasını değiştirecek.’ dedi. Zaten son model bir jeepti ve durumu anlayamamıştım. Derken ilerden Hummer jeep geldi ve biz Hummer Jeep’le yola devam ettik. Beni malikanelerinde ağırladılar. Yangon’a gitmem icin otobüs biletimi ve yolda yemem icin yemek aldılar. Epey enteresan bir yolculuktu benim için ☺

Yıllar boyunca seyahat eden biri olarak, seyahatin anlamı değişti mi? Artık bu şekil seyahatten ziyade şu şekilde seyahat etmekten zevk alıyorum diyo musun?


Sırt çantalı gezmek benim için bir yaşam şekli oldu


Evet çok değişti. Ben daha önce turist gibi geziyormuşum. Ve böyle bir seyahati keşke 20’li yaşlarımın başında yapsaydım diye çok düşündüm ama benim için doğru zaman buymuş demek ki. Sırt çantalı gezmek benim için bir yaşam şekli oldu, o yüzden bundan sonraki seyahatlerimi de böyle yaparım.

Standard bir hayatın dışında yaşayan biri olarak edindiğin tecrübelerden bir sürü ders çıkarmışsındır. Kutudan çıkmak isteyenlere vereceğin 3 önerin ne olurdu?


…yıllarca öğretilen doğrular dışında bir dünya olduğunu görüyorsunuz. Sonsuz seçeneğin olduğu bir dünya


O çemberden çıkmak kolay değil. Ama bi kere çıktıktan sonra size yıllarca öğretilen doğrular dışında bir dünya olduğunu görüyorsunuz. Sonsuz seçeneğin olduğu bir dünya. Ancak bilinmeyene adım atmak, konfor alanından çıkmak her zaman ürkütüyor insanları. Konfor alanından çıktıktan sonra da korktukları şeylerin tamamen öğretilmiş şeyler olduğunu ve zihinlerinde bu korkuyu büyüttüklerini fark ediyorlar. O yüzden korkmasınlar, adım atsınlar ve hayallerini yaşasınlar.

Sosyal medyanın da etkisi ile gezen, paylaşan yaratan güzel bir nesil var. Eskiden tek başına seyahat etmekti, blog açmaktı çok zordu ama şimdi hiç olmadığı kadar kaynak var ve kolay. Gezi blogu açan ya da açmayı düşünenlere neler söylemek istersin?

Gezi bloggerlığı en çok biz Türk gezginlere mahsus bir şey. Neredeyse yola çıkan herkesin bir blogu veya sayfası var. Buna ben de dahilim.Yola çıkan herkes blogger olmak zorunda değil. Yola çıkmadan önce benim de hayalim bir gezi blogger’i olmaktı ancak bu fikirden giderek uzaklaşıyorum. Bu yola çıkmak isteyen arkadaşlarıma şunu söyleyebilirim, blog işi ciddi emek istiyor. Eğer bir yerin hakkını verecekseniz ve o yerle ilgili yazı veya video hazırlayacaksanız ve tabi ki maddi bir bekletiniz de varsa, günde 3-4 saat çalışmanız ve daha yavaş gezmeniz gerekiyor. Ben kendi sitemden para kazanmıyorum ve bunun için de bir projem yok. Ama bundan bir gelir sağlama hayali olan arkadaşların, sitelerinin veya vloglarının okunma ve izlenme oranlarını artırmak için teknik detayları iyice öğrenmeleri lazım.

Didem’den haber almak, sunumlarına katılmak ve Asya ve Okyanusya’da neler yaşadığına tanık olmak için Didem’i Instagram ve Facebook‘dan takibe almayı unutmayın.

Canım Didem’ime teşekkür ederim ve siz de “Sınırlarını Aşanlar” yazı dizimizi paylaşmayı unutmayın ki daha çok insana ulaşıp ilham olalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CommentLuv badge