11.Bölüm: Aç Gözlü Ev Sahibi

Merhaba canlar, Şangay’da ev ya da oda arama maceram son sürat devam ederken inişler ve çıkışlar umarım sizleri yormuyordur;)

360 derece Şangay manzaralı evim pek çok güzel anıya ve aynı zamanda zorlu zamanlara tanıklık etti ama daha yeni başlıyorduk, başımıza geleceklerden habersizdik.

30 YILIN EN SOĞUK GÜNÜ

Evi kiraladığımdan bu yana 1 yıl, 1 ay geçmişti ve 5 haftaık kış tatilim yaklaşıyordu. Bunun 2 haftasını Türkiye’de ve 3 haftasını da Vietnam’da geçirmek üzere gerekli hazırlıklarımı tamamlayıp, kedim Ginger’ı arkadaşıma emanet edip Türkiye’ye doğru yola çıkmıştım. Nasıl özlemiştim, uzun bir süre sonra ilk defa kar gördüm ve pek tabi hasta oldum hahaha. Bu iki haftada görmek istediğim herkesi göremesem de geri dönüş vakti gelmişti. Burdan Şangay’a uçup orda 1 gece kalacaktım, ertesi gün de Vietnam’a uçacaktım.  O kadar hastaydım ki uçakta beni kenara çekip sizi karantinaya alacağız demelerinden korkuyordum hahaha.

Neyse ki sağsalim Şangay’a vardım ve havaalanından dışarıya adım atmamla birlikte içeriye kaçmam bir oldu. Bu nasıl bir soğuktu. Hemen Wechat’te (Çin’in cepteki facebook, whatsapp, line karışımı en büyük aplikasyonu) durumu paylaştım ve yorum yağmaya başladı. Şangay’da 30 yılın en soğuk günü yaşanıyormuş.

Daha fazla oyalanmadan taksiye atladığım gibi yola çıktım. Sıcak bir evin hayalini kuruyordum. Türkiye’de kar yağmasına rağmen bu kadar soğuk yoktu. Şangay’ın soğuğu resmen 5 kat kıyafetin altına işliyordu. Eve vardım ve ev arkadaşım kapıyı açıp hemen sıcak çikolata uzatarak, “Şangay’ın en soğuk gününde hoş geldin” dedi. Ev buz! Arkadaşım elektriklerin gittiğini söyledi. Amana ne güzel! Tam lavaboya gidecektim ki kapı çaldı ve bina yöneticisi geldi ve “muslukları hafif açık bırakın ve tuvaleti kullanmayın” dedi. Dedim “ne diyosun!!” yahu resmen 11 saatlik yoldan geldim, bu anı bekliyordum. Adam cevap verdi “Borular dondu, binadaki kimse tuvaleti kullanamıyor.” dedi. Şangay, böyle bir soğuğu kaldıracak altyapıya sahip olmadığı için eski apartmanların çoğunda borular donmuştu.

Binadaki komşularımızın birkaçı yakındaki otellere gitti. Ben de akşam buz gibi odamda resmen yorganın altına kıvrıldım. Nefes alıp verdiğimde huhhh diyip çıkan havayı görebiliyordum. Tabi ben daha da hasta oldum ama ertesi günkü uçağımı kaçırmaya hiç niyetli değildim, malum sıcacık 32 derecelik bir Saigon/Ho Chi Minh’e gidecektim.

Sırt çantama koyacağım kıyafetler zaten hazırdı, hemen onları yerleştirdim ve havaalanına doğru yola çıktım. Açıkçası bu soğuk havada Şangay’da kalmadığıma seviniyordum.

VİETNAM YOLCUSU KALMASIN

Vietnam benim için Güneydoğu Asya’nın en güzel ülkelerinden biri. 3 hafta boyunca harika zaman geçirdim tabi bir yandan da bilgisayarımı kaybettim, kartımı atm yuttu, ayak bileğimi motorsikletin egzos borusu yaktı, yani ilginç aksilikler de yaşandı.  Saigon/Ho Chi Minh, Phu Quoc Adası, Con Dao Adaları, Dalat, Na Thrang derken kuzey Vietnam’a vakit kalmadı. Vietnam ile ilgili hala yazmam gereken bir sürü yazı var. Onlar da zamanla blogta yerini alacak ama şimdiye kadar Vietnam ile ilgili 18 tane yazı yayınlamışım. Bu yazılarıma burdan ulaşabilirsiniz: TIK TIK

AÇ GÖZLÜ EV SAHİBİ

3 hafta sonunda Şangay’a dönüş vakti gelmişti. Sıcak iklimden soğuk iklime ayak basmak da insanı ayrı bir sarsıyor. Gelir gelmez hemen yeni bir bilgisayar almak zorunda kaldım, ayrıca okuldu, Çinceydi derken gelişimden bir hafta sonra güne bina yöneticisinin “ev sahibi, kirayı %50 artırmak istiyor ” mesajı ile uyandım, afallamıştım. “Nasıl, yok artık!” derken ev arkadaşlarıma haber vermek için kapıyı açmıştım ki Tadi de odasının kapısında telefonuna bakar vaziyette kalakalmıştı. Andres de bize içerden seslendi “çocuklar bir mesaj aldım, sorunumuz var!”. Biz Tadi ile “yok artık %50 de ne?” diye sinirden gülmeye başlamıştık . Salona geçip ev sahibi ile orta yolu nasıl bulacağımızı konuşmaya başladık.

Günler süren pazarlıklar bir türlü sonuç vermiyordu. Bizim ev sahibi Fransa’da yaşayan bir Çinli, Çince ve Fransızca biliyor, İngilizce konuşmak istemiyor. Adamla Çince anlaşmaya çalışıyoruz ama adam nuh diyor peygamber demiyor. O zaman daire için ev sahibine 10,000RMB ödüyorduk, bu sefer ev sahibi 15,000RMB’nin altına düşmem de düşümem diyor. Ama sonunda ağzından baklayı çıkardı, “Ben arkadaşlarınıza söylemiştim 12,000RMB istediğimi ama bana teyid mesajınız gelmediği için geç kaldınız artık 15,000RMB” dedi. Yukarda ben ne demiştim, bu çiftin o güzelim odayı bırakmalarında bir iş var demiştim, ben dedettif olmalıymışım hahaha. Yok bilmiyorduk, bize haber vermediler dediysek de işe yaramadı. Şangay’da kira fiyatlarını kontrol eden bir regülasyon olmadığı için ev sahipleri istedikleri fiyatı koyup istedikleri oranda zam yapabiliyorlar. Ne ala dünya! Bu yüzden popüler olmaya başlayan caddelerin kiraları enflasyona göre değil ev sahiplerinin sınırsız isteklerine göre şekilleniyor. Birkaç gün sonra öğreniyoruz ki binadaki diğer yabancılar da aynı duruma maruz kalmış çünkü binayı Şangay’ın ünlü bir emlak firması gözüne kestirip ev sahipleri ile iletişime geçerek onlara güçlerini hatırlatmışlar!!!

Bir yandan bina yöneticisi bize taktik veriyordu, evi çok istediğinizi belli etmeyin falan, gidermiş gibi yapın o sizin dediğinize gelir diyordu. Hadi bir de böyle diyelim derken patladık. Bu sefer ev sahibi 17,000RMB istiyorum iki haftada evimi boşaltın demez mi!!! 17,000RMB’yi 3 odaya böldüğümüz de odanın ederinden fazla rakamlar çıkıyordu. Yani oda kiralamak istiyorsanız, o zamanlar içinde banyosu olan bir odaya 4,500RMB maksimum öderdiniz ama şimdi 5bin RMB küsür ödemek hepimize ağır geliyordu, hele cücük kadar odada kalan Andres “şirketim bu tutarı karşılamaz, ben ödeyemem” diyince Tadi ile birbirimize baktık. Bu artışın altından biz de çıkamazdık. Benim zaten o zaman okulum kirayı karşılamıyordu, Tadi ben de artışı şirketten isteyemem deyince iki hafta içinde yeni bir ev bulmak şart olmuştu. Bütün eştaları toplayıp ortaya yığdık.

 

İstedik ki hep birlikte yeni bir eve çıkalım, kimi ev sahibi Türk’üm diye beni istemedi, kimi evler çılgın fiyatlarla bizi bizden aldı, kimisi benim kedimi kabul etmedi, kimisi de yabancı olduğumuz için bize evini kiralamak istemedi. Her ev ziyareti sonrası aşağıdaki son fotoğraftaki gibi kafalar önde, düşünceli düşünceli eve dönüyorduk. Mecbur hepimiz çil yavrusu gibi dağıldık.

 

Ben okulun yurduna gitmeye karar verdim, en istemediğim şeyden kaçış yoktu artık. Bilgisayar da aldığım için yeni eve girişte istenen 3 aylık toplu kira ve 1 aylık depozitoyu karşılayamabilirdim. Zorlamanın anlamı yok diyerek Andres’in de yardımı ile eşyalarımı benim okuldaki odaya taşıdık. Gerçekten bu güzelim evi bırakmak çok ağır geliyordu.

Evden çıkmamıza bir gün kala balkonda toplandık ve herkes yaşadığı hayatın yoğunluğundan evin manzarasının tadını çıkartamadığını anlatıyordu. Andres geleli 7 ay olmuştu, balkona çıkıp bir kez manzaraya bile bakamadım diye iç geçiriyordu. Daha fenası Tadi geleli 3 ay olmuştu ve şimdi yine taşınıyordu, “çok pis oyuna geldim” diyordu.

Aslında gurbet hayatı da bir anlam da insana hiçbirşeye bağlanmamayı öğretiyor. Eve, eşyaya, mekana bağlanma, herşey geçici demeye çalışıyor. Ne kadar doğru, hayat bir değişim ve biz bırakmamak için uğraşıp direndikçe acı çekiyoruz. Bırakmayı öğrendiğimizde hayatımız devam ediyor…

Bir sonraki yazımda yurttaki yaşantımı paylaşacağım…

Şangay’da ev maceralarımı ilk defa okuyacak olanlar için TIK TIK: Şangay’da ev ya da oda bulma maceram

1 Comment

  • Aleyna dedi ki:

    Her şeye rağmen pozitif düşünceleriniz, yılmamanız, mücadeleci ruhunuz bir çok şeye farkında olmama yardımcı oluyor. Pes ettim bunaldım niye olmuyor derken yazılarınızda buluyorum kendimi. Gücümü sayenizde topluyorum.. Evrim abla bir dahaki Türkiye ye gelişinizde İzmir’e sizi bekliyorum!:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CommentLuv badge